İntihar Davranışı ve İntihara Yaklaşım

Şafak Turgut
Şafak Turgut
  • 18.03.2022
  • İntihar Davranışı ve İntihara Yaklaşım için yorumlar kapalı
  • 381 kez okundu

 DR.MUSTAFA İLKER EDEBALİ

Muğla Ajans’ta Şafak Turgut ile ‘’Hayat’’ köşem tüm farklılığı ile sürüyor. Başarılı, değerli, sevilen bir doktor var bugün. Daha önce de okuyucularımız için yazısını hazırlayan Psikiyatri doktoru Mustafa İlker Edebali. Kendisi yine çok önemli bir konu ile bizlerle. Maalesef dünyamızda birçok olumsuz hayat şartları ve hayatın getirdikleri sonucunda düşünülebilen hatta gerçekleşebilen bir olay intihar. İşin uzmanı, donanımlı doktor olan Edabali “İntihar Davranışı ve İntihara Yaklaşım” adlı yazısını sizler için hazırladı.

 

Psikiyatri doktoru Mustafa İlker Edabali’nin kaleminden:

 

İntihar ya da diğer ismi ile özkıyım davranışı psikiyatrik-psikolojik, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel yönleri de olan karmaşık bir insan davranışıdır. Bireysel bir eylem gibi görünse de toplumsal yönleri olması nedeni ile halk sağlığını da ilgilendirir. Bunun yanında sosyopsikolojinin ve felsefenin de bir konusudur.

Türkiye’de 2002-2019 yılları arasında 53.425 kişi intihar sonucu hayatını kaybetmiştir. Ölenlerin yaklaşık 35 bini erkek 15 bini kadındır. Diğer ülkelerle karşılaştırıldığında örneğin ABD’de bu oran 100 binde 12 Türkiye’de 100 binde 4 civarındadır. Burada başta da dediğimiz gibi sosyokültürel etmenler ortaya çıkmaktadır. Belki bazı kültürel farklılıklar nedeni ile Türkiye’de oranlar daha düşük gözükebilir ancak pasif kronik intiharlar daha fazla olabilir . Mesela diyabet ya da hipertansiyon gibi hastalıkların tedavisini almama ya da alkol veya yasadışı maddelerin ölümcül miktarlarda alınması gibi.

İntihar girişimi tamamlanmış intiharlardan yaklaşık olarak 8 ya da 10 kat fazla orandadır. İntihar sonucu hayatını kaybedenlerin çoğu ise öncesinde intihar girşiminde bulunmuşlardır. Özellikle erkekler daha ciddi girişimlerde (asarak ve ateşli silah vb ile) bulundukları için erkeklerde tamamlanmış intihar daha sık görülmektedir. Nedeni ya da yöntemi ne olursa olsun intihar düşüncesi ya da girişimi her zaman ciddiye alınması gereken bir durumdur.

Olumsuz yaşam olaylarının (iş yaşamında veya özel hayattaki maddi manevi kayıplar vb.) özellikle son 3 ay-1 sene içinde olanların intihar davranışı ile ilişkisi mevcuttur. Tıbbi ciddi kronik bir hastalığın bulunması da intihar riskini arttırır. Bunun yanında intihar sonucu hayatını kaybedenlerin yaklaşık yüzde 80-90’ında psikiyatrik bir tanı bulunmaktadır. 30 yaş altı erkeklerde eşlik eden tanı daha çok kişilik bozuklukları ve alkol madde kullanım bozukluğu iken kadınlarda depresyondur. Genel olarak bakıldığında ise en fazla eşlik eden tanı depresif bozukluktur. Buna eşlik eden alkol bu riski arttırır. Diğer ciddi psikiyatrik rahatsızlıklarda(bipolar bozukluk ve şizofreni ) da özkıyım davranışı riski yüksektir.

Bu gibi genel veriler istatistik açıdan bize bazı şeyleri gösterebilir ancak intiharın nedeni hakkında kesin ve kuşatıcı bir şekilde konuşmak pek de mümkün olmayabilir. Bireysel faktörlerin yanında toplumsal-kültürel yapıların yol açtığı bir kesişimde ortaya çıkan bu duruma nasıl yaklaşılabilir ? Öncelikle intihar düşüncesi her zaman ciddiye alınması gereken bir durumdur. İntihar ile ilişkili planlar yapma ise çok ciddi bir riskin göstergesidir. İntihar düşüncelerini söyleyen bir kişiye ‘’Bak hayat ne kadar güzel?’’ ‘’ Takma kafana’’ ‘’ Gel , kalk çıkalım bir hava alalım’’ gibi empatik olmayan yaklaşımlarda bulunmak doğru bir yöntem değildir. Yapılan birçok çalışmada intihar sonucu hayatını kaybedenlerin intihar ile ilişkili bu tür hayallerinden ve planlarından bahsettiğini göstermiştir. Muhtemel major depresyon dediğimiz ağır depresyon sürecinde olan bu kişilerin yardım arama davranışlarını görmezden gelmemek ; mutlaka ruh sağlığı ve hastalıkları uzman hekimlerine yönlendirmek gereklidir. Bu aşamada moral vermeye çalışmak yerine kişilere profesyonel bir klinik yardım alabilecekleri yerlere yönlendirmeye çalışmak daha doğru bir yaklaşımdır.

Bireysel yaklaşımların dışında madalyonun diğer yüzünde toplumsal yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Özellikle medyaya ve sosyal medyaya bu konuda çok büyük görev ve sorumluluk düşmektedir. İntihar yapısı itibariyle korkutucu, dehşet verici, istemediğimiz bir durumdur. Kendi çevremizde bunun ile ilgili konuşmayı bile istemeyiz ancak konu haberler ve sosyal medya olunca tam tersi bir şekilde davranmaya başlayabiliriz. İntiharın sansasyonel olarak haber yapılması ilgimizi

çekebilir ve medya da bunu sürekli olarak önümüze sürdükçe intihar davranışını(bazen ulvi vs.) bir nedene bağlamaya ya da romantize etmeye hatta estetik hale getirmeye başlarız. Bu tür haberlerin intiharın ‘bulaşıcı’ etkisi dediğimiz bir şeye hizmet edebileceğini unutmamalıyız. Nedir bu etki ? Burada enfeksiyon hastalıklarındaki virüslerin ya da bakterilerin bulaşmasından bahsetmiyoruz tabii ki. İntihara meyilli olan kişiler bu tür toplumsal süreçlerden etkilenebilirler ve bu eylem toplumda duyarlı kesimlerde yayılmaya başlayabilir . Bu nedenle özendirici olabilecek düzeyde sansasyonel haber sunumları veya sosyal medya paylaşımlarından kaçınmak gerekir. İntiharın oluş şekli (siyanür vs.) ya da motivasyonunu içeren kayıtların sunumu (video kayıtları ya da intihar notu paylaşımı vb.) gibi çok fazla ayrıntılı bir şekilde yapılan haberlerin ve paylaşımların ortadan kaldırılması gereklidir. İntihar riski yüksek olan gruplarda (özellikle gençler ve ergenlik dönemi 15-25 yaş arasında) bu tür haberler teşvik edici olarak algılanabilir. Tarihte bunun örnekleri mevcuttur. 1774 yılında Goethe tarafından yazılan ‘Genç Werther’in Acıları’ isimli kitap sonrasında tüm Avrupa’da gençler arasında intihar oranları çok büyük oranda artmış ve bir salgına dönüşmüştür ; buna ‘Werther etkisi’ denmektedir. Bu yüzden toplumsal açıdan hepimiz bunun farkında olmalıyız ve bu tür içeriklerin yayılmasını engellemeliyiz diye düşünüyorum.