Reklam
17 Haziran 2025

Sevgili Ahmet Amca,

Sevgili Ahmet Amca,
Reklam

 

Doğduğumdan beri ilk kez bir bayramı Muğla’dan, ailemden uzakta geçiriyorum.
Buruk ya da ajite edilecek bir durum değil bu; hayatın şartları ve işlerin yoğunluğu nedeniyle aldığım bir karar. Yine de yorucu bir günün sonunda, arifenin bayrama bağlandığı gece aklıma sen düştün. Nereden geldiğini bilmiyorum ama yazmasam içimde kalacaktı.

Sen gideli tam 12 yıl oldu.
2013’ün Mayıs ayında, Türkiye bir kalkışmanın eşiğindeyken bizi sessizce bırakıp gittin.
O zaman da anlatamamıştım duygularımı, şimdi 27 yaşındayım, hâlâ anlatamıyorum.
Belki bir gün… anlatabilirim.

İnsan doğacağı ailesini seçemiyor, tıpkı çocukken arkadaş seçme bilincinin oluşmaması gibi.
Hatırlıyorum da sana bir “amca”, bir “abi” derdik. Sadece ben değil, tüm 5-A bu çelişkiyi yaşardı. Çünkü bize “abi” olacak kadar yakındın, Berk’in babası olacak kadar da “amca”ydın.
Çocukluk anılarının bir yanılsaması mı bilmem ama tanıdığım hiçbir insan sana benzemiyor, Ahmet Abi.

Her sabah sınıf kapısında durur, montunun ceplerine ellerini sokar, her ne olursa olsun neşeni kaybetmeden “N’aber Melike?” derdin. Arkadaşlarımızla yaptığımız her plan için “Ben Nezahat Hocamla konuşurum” deyip iznimizi alırdın.
Hiçbirini unutmadım Ahmet Amca.

Bize hiç olmadığı kadar çocukluğumuzu değerli hissettirdiğin için sana minnettarım.
Çocukluk, dünyanın en kıymetli dönemi.
Sen bunu bize nasihat vermeden, gözlerinle, sevgilinle, bizi büyük bir ciddiyetle dinleyerek hissettirdin.

Sınıftaki arkadaşlarım gibi ben de senin gibi bir babam olsun isterdim.
Bunu duysan kesin bana sitem ederdin.
Ama artık büyüdük Ahmet Amca. Bize ait olan ve değiştiremeyeceğimiz şeyleri daha iyi biliyoruz.
Kulağımda hâlâ o neşeli ses tonun: “Mehmet abi, daha kızların düğünlerinde oynayacağız…”

O kadar çok anımız kaldı ki…
Bunlardan biri, babamın hastanede yattığı zamanlara ait. Berkay Teyze’yle bizi ziyarete gelmiştiniz. Selda’yla birlikte hamsi kızartıp salata yapmıştık. Görünce inanamamıştın.
Ciddiyetle övmüştün o yemeği; sırf çocukları mutlu etmek için değil, gerçekten içten…
Karanlık günlerde bizi gören, önemseyen bir büyüğün varlığı tarifsizdi. Çok havalıydı…

Bir de okul çıkışlarında, hafta sonlarında bizi götürdüğün sinemalar…
Senin bizimle sinemaya gelmen, benim evden çıkmama bir biletti.
Sen varsın diye ailem her yere izin verirdi.
Annem “Ahmet Amcan varsa her yere gidebilirsiniz” derdi hep.
Bilen bilir… Nezahat Hoca’nın çocuklarını sonsuz güvenle emanet edeceği kaç kişi vardır ki?

Senin sayende gidilen sinemalar, hamburger günleri, doğum günleri…
Bir gün Berkay Teyze’yle nasıl tanıştığınızı anlatmıştın, ardından bana peçeteden bir çiçek yapmıştın.
İtiraf edeyim; o çiçek hâlâ hayatımda aldığım en güzel çiçek.

Siz bizim rol modelimizdiniz.
Senin gibi gazeteci olup haberler yapmak istiyordum. Şimdi o kadar da uzak değilim.
Biliyor musun, senin Kurşunlu Camii’ni gören masan gibi benim de İstiklal Caddesi’nde, yüzyıllık bir pasajda bir masam var.
Ben de senin gibi yazarak para kazanıyorum.

İlk yazım, Berkay Teyze sayesinde sizin gazetede yayımlandı.
Beni yazmaya teşvik eden en büyük kaynaktır.
Gazeteyi bana açtı, ne istersem yazdım, hep yüreklendirdi.

Çocukların en büyük korkusu anne babalarının ölmesidir.
Ama asıl korku, kendilerine bakım verecek kimsenin kalmamasıdır.
Biz o korkuyu yaşarken bazen Selda’yla birbirimize anlatırdık.
O zamanlarda, bize sahip çıkması gerekenin sen ve Berkay Teyze olduğunuzu fark ederdik.

Çocukluk, sınırların, sömürünün ve iktidarın farkında olmadan yaşadığımız son durak…
Eğer farkında olmadan bir otorite seçecek olsaydık, bu sen ve Berkay Teyze olurdu.
Üstelik bunu konuşmadan, doğal biçimde aynı karara varmıştık.
Senin bize sunduğun güven ve sevgi bahçesinin bir sonucuydu bu.

Bir de…
Çocukken herkes gibi ben de bir gün evlenirsem nikâh şahidim kim olur diye düşünürdüm.
(Sistemin bize biçtiği rollerden bağımsız düşünemedim elbette ama yine de…)
Aklıma gelen ilk ve tek isim sendin.
Neyse ki şimdilik evlilik gündemimde yok; haliyle bir şahitliğe de ihtiyaç yok. 🙂

Şimdi olsan, eminim yazılarımı ilk sen okurdun.
Hemen arar, uzun uzun konuşurduk.
Senden öğrenilecek daha çok şey var, biliyorum.
Bir gün yeniden karşılaştığımızda sen anlatırsın, ben dinlerim.

Bu arada…
Senin ardından ne zaman seni ansam, “Ordunun Derelerini” dinliyorum.
Artık o türkü benim için sen demek.

Dünya tarihi seni yazar mı, nereye koyar bilemem…
Ama küçük bir kız çocuğunun tarihinde öyle güzel bir yer edindin ki…
Unutulman mümkün değil.

Seni çok özledik.
Çocukluğumu anlamlı kıldığın için sonsuz teşekkür ederim.
Hep aklımızda ve kalbimizdesin.
Senden öğrendiğim insan sevgisi hâlâ yolumu aydınlatıyor.

Sevgiyle ve özlemle,
Melike  Sönmezer                            

 

 

Reklam