BODRUM PAHALI MI, YOKSA GÜVEN Mİ KAYBEDİYOR?
Son yıllarda Bodrum turizmiyle ilgili tartışmalarda sürekli benzer cümleleri duyuyoruz:
“Bodrum’da her keseye uygun bir işletme var.”
“Bodrum artık üst gelir grubuna hitap ediyor.”
“Bodrum’u Kos’la değil, Mykonos ve Ibiza’yla karşılaştırmak gerekir.”
“Bodrum’a karşı sosyal medyada algı yaratılıyor.”
Bence artık bu söylemlerin ötesine geçerek gerçek sorunlarımızı ve çözüm yollarımızı daha fazla konuşmamız gerekiyor.
Çünkü bana göre Bodrum’un sorunu pahalı olması değil, fiyat konusunda güven kaybı riskidir.
“Her keseye uygun işletme var” demek yeterli değil
Elbette Bodrum’da her bütçeye uygun işletmeler var. Biz burada yaşayanlar bunların hangileri olduğunu biliyoruz.
Ancak Bodrum’a ilk defa gelen yabancı bir turistin saatlerce Google ve Tripadvisor yorumlarını okuyarak nerede makul fiyat olduğunu, nerede sorun yaşayabileceğini araştırmak zorunda kalmaması gerekir.
Üstelik her keseye uygun işletme yalnızca Bodrum’da değil; Paris’te de, Londra’da da, Mykonos’ta da vardır.
Önemli olan, ziyaretçinin hangi fiyat kategorisindeki işletmeyi seçerse seçsin ne ödeyeceğini önceden bilmesi ve kendisini güvende hissetmesidir.
Lüks olmak ile ölçüsüz olmak aynı şey değildir
Bodrum’un yüksek gelir grubuna hitap etmesine veya uluslararası lüks turizm pazarından daha fazla pay almasına karşı değilim. Tam tersine, bunu destekliyorum.
Bir otelin geceliği binlerce euro olabilir. Bir restoran veya beach club çok yüksek fiyatlarla hizmet verebilir.
Müşteri fiyatı önceden biliyor, kendi tercihiyle kabul ediyor ve karşılığında o seviyede ürün, hizmet ve deneyim alıyorsa bunda bir sorun yoktur.
Ancak “Müşterisi var, parayı veren var, istediği fiyatı uygular” yaklaşımının Bodrum’un bütünü üzerindeki etkisini de düşünmek zorundayız.
Bugün olağanüstü bir hesap, birkaç dakika içinde sosyal medyada “Bodrum fiyatları” başlığıyla milyonlarca insana ulaşabiliyor. Bir süre sonra işletmenin adı unutuluyor, insanların aklında ise Bodrum kalıyor.
Bir işletmenin kısa vadeli kazancının yarattığı olumsuz algının bedelini yüzlerce düzgün çalışan otel, restoran ve esnaf ödememelidir.
Üst segment işletmelerimizin de bu konuda örnek olması gerektiğine inanıyorum. Bodrum gerçekten Mykonos ve Ibiza gibi premium destinasyonlarla rekabet edecekse, yüksek fiyatın karşılığında yüksek kalite, yüksek hizmet, yüksek şeffaflık ve yüksek güven sunmalıdır.
Asıl sorun fiyat makası ve şeffaflık
Aynı veya benzer ürünlerde işletmeler arasında oluşabilen olağanüstü fiyat farkları üzerinde ciddi biçimde durulması gerektiğini düşünüyorum.
Elbette, konum, kalite, servis ve marka fiyat farkı yaratacaktır. Ancak fiyat ile sunulan değer arasındaki ilişki koptuğunda turist için Bodrum’daki “normal fiyatın” ne olduğu belirsizleşmeye başlar.
İşte o noktada mesele artık pahalı ya da ucuz olmak değildir.
Mesele güvendir.
Bugün hâlâ işletmenin önünde fiyatların açıkça görülemediği veya müşteriye menü sunulmadan “Biz yardımcı olalım” denilerek sipariş yönlendirildiği işletmeler varsa, bunların üzerinde özellikle durulmalıdır.
Müşteri sipariş vermeden önce ne satın aldığını ve ne ödeyeceğini açıkça bilmelidir.
Fiyatların ve menülerin mevzuata uygun şekilde ilan edilip edilmediğinin, müşteriden alınan ücretin ilan edilen fiyatla uyumlu olup olmadığının ve sezon içerisinde çok sık fiyat değiştiren işletmelerin etkin biçimde takip edilmesinin hepimizin ortak yararına olduğuna inanıyorum.
“Bodrum’a karşı algı yaratılıyor” demek sorunu ortadan kaldırmıyor
Sosyal medyada yüksek bir Bodrum hesabı yayımlandığında zaman zaman hemen;
“Bodrum’a karşı algı yaratılıyor.”
savunmasına geçiyoruz.
Elbette sosyal medyada yayımlanan her paylaşım doğru olmayabilir ve tek bir işletmenin hesabı Bodrum’u bütününü temsil etmez.
Ancak benzer şikâyetler her sezon tekrar ediyorsa, bunları yalnızca “algı” olarak değerlendirmek yerine iddiaların doğru olup olmadığını araştırmanın Bodrum’a daha fazla katkı sağlayacağına inanıyorum.
Doğruysa kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Bunun tekrar yaşanmaması için ne yapabiliriz?”
Çünkü algıyla mücadele etmenin en etkili yolu, algıyı suçlamak değil; o algıyı besleyen gerçekleri mümkün olduğunca ortadan kaldırmaktır.
Her yaz astronomik bir hesap sosyal medyaya düşüyor, birkaç gün Bodrum’un pahalı olup olmadığını tartışıyoruz, sonra konu kapanıyor. Bir sonraki sezon aynı tartışmayı yeniden yapıyoruz.
Belki de artık enerjimizi bu tartışmalardan çok, bunların ortaya çıkmasına neden olan sorunların çözümüne yöneltmeliyiz.
Ricamız: Durum tespitinden veriye ve çözüme geçelim
Bodrum turizmi konusunda yıllardır;
“Sezon geç başladı.”
“Turist profili değişti.”
“Bodrum pahalı algılanıyor.”
“Her keseye uygun işletmemiz var.”
gibi değerlendirmeler yapılıyor.
Bunlar kuşkusuz önemli gözlemlerdir. Ancak bunların yanında ölçülebilir ve sonuçları görülebilir çalışmaları daha fazla konuşmamız gerektiğini düşünüyorum.
Burada yalnızca kamu yöneticilerimize değil, turizm sektörünün kendi örgütlerine de önemli bir rol düşüyor.
Bodrum’da TÜRSAB, otelci dernekleri, turizmle ilgili sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ve çeşitli turizm komisyonları bulunuyor. Bu kuruluşların yüzlerce üyesi aslında Bodrum turizmiyle ilgili elimizdeki en değerli bilgi kaynaklarından biridir.
Bu büyük bilgi kaynağından daha sistematik bir biçimde yararlanabiliriz.
Örneğin, her ay üyeler arasında yapılacak kısa ve standart bir “Bodrum Turizm Nabzı” araştırmasıyla; doluluk değişimleri, yabancı ve yerli misafir oranları, ortalama konaklama süresi, hangi yabancı pazarlarda artış veya düşüş yaşandığı, rezervasyonların ne kadar önceden yapıldığı, iptaller ve işletmelerin karşılaştığı temel sorunlar düzenli olarak ölçülebilir.
Restoranlar, seyahat acenteleri ve diğer turizm işletmelerinden de kendi alanlarıyla ilgili benzer bilgiler alınabilir.
Böylece;
“Turist az.”
veya
“Aslında sezon iyi gidiyor.”
gibi kişisel gözlemler yerine elimizde Bodrum’un gerçek durumunu gösteren veriler olur.
Çünkü bazen toplam turist sayısının arkasında çok farklı gerçekler yatar.
Havalimanına gelen yabancı sayısı fazla değişmemiş görünürken, bazı önemli Avrupa pazarlarında ciddi kayıplar yaşanabilir. Doluluk aynı kalırken yabancı turist oranı düşebilir. Turist sayısı değişmezken, ortalama konaklama süresi veya harcama azalabilir.
Bunları ancak ölçersek görebiliriz.
Turizm örgütlerimizin düzenli olarak üyelerinden veri toplaması ve sonuçları anonim şekilde kamuoyuyla paylaşması, onların yaptığı açıklamaları da çok daha güçlü hale getirecektir.
Bir sektör temsilcisinin;
“Bu yıl yabancı turistlerde sıkıntı olduğunu düşünüyoruz.”
demesiyle, yüzlerce üyesinden toplanmış verilere dayanarak;
“Araştırmamıza katılan işletmelerin yüzde 60’ı belirli bir pazarda geçen yıla göre düşüş bildirdi.”
diyebilmesi aynı şey değildir.
İkincisi, bir kanaatten öte, ölçülmüş sektör bilgisidir.
Bodrum’un ihtiyacı biraz da budur:
Daha az tahmin ve ezberlenmiş durum değerlendirmesi; daha fazla veri, ölçüm ve sonuç.
Fiyat şeffaflığı ve turist güvenini birlikte güçlendirebiliriz
İlgili kamu kurumlarının, Bodrum Belediyesi’nin, meslek odalarının ve sektör temsilcilerinin birlikte oluşturacağı bir “Bodrum Fiyat Şeffaflığı ve Turist Güveni” çalışmasının çok yararlı olacağına inanıyorum.
İşletmelerin fiyat ve menülerinin girişte kolayca görülebilmesi, sezon boyunca düzenli denetimler yapılması, yabancı turistlerin kendi dillerinde hızlı biçimde şikâyette bulunabilmesi, tekrarlanan şikâyetlerin öncelikli olarak değerlendirilmesi ve denetim sonuçlarının kamuoyuyla paylaşılması bunun başlangıcı olabilir.
Çünkü denetim yalnızca yapılmakla değil, yapıldığının bilinmesiyle de güven yaratır.
Bodrum’un ucuzlatılmasını savunmuyorum.
Bodrum’un güvenilir olmasını savunuyorum.
Bodrum bugünkü marka değerine birkaç yılda ulaşmadı. Bu değer, nesiller boyunca çalışan turizmcilerin, esnafın, çalışanların ve Bodrum’a tekrar tekrar gelen milyonlarca misafirin katkısıyla oluştu.
Bodrum pahalı olabilir.
Bodrum çok lüks olabilir.
Bodrum dünyanın en yüksek gelir grubuna hitap edebilir.
Ama Bodrum’un fiyatlarının öngörülemediği ve ziyaretçinin kendisini güvende hissetmediği bir destinasyon olarak algılanmasına izin vermemeliyiz.
Artık “Bodrum’da her keseye uygun işletme var” veya “Bodrum’a karşı algı yaratılıyor” tartışmalarının ötesine geçip; kamu yönetimi, sektör kuruluşları ve işletmeler olarak sorunlarımızı veriyle ölçüp birlikte çözüm üretmenin zamanı geldiğine inanıyorum.
Çünkü Bodrum’un geleceğini korumanın yolu algıyı yönetmekten önce gerçeği ölçmek ve iyileştirmekten geçer.
Galip Gür
Dünyanın En Güzel Koyları Birliği
2012-2015 Dünya Başkanı – Yönetim Kurulu Üyesi ve Başdanışman
Bodrum’da 50. yılını kutlayan turizm işletmecisi
